Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Biraz Yalnız Kalmak Herkesin Hakkı

Biraz yalnız kalmak herkesin hakkı.  Kimi zaman hayatın telaşı içinde bir an bulup kendine “nasılsın” diyemez insan. Kimi zaman yazmak için en ilham gelecek anı bekler. Yahut eskisi gibi beylik laflar edemez de ne gerek var yazmaya diye erteler durur. Ömrünüzün herhangi bir döneminde –ki bende lise yıllarıma rastlar- yazmaya meylettiyseniz eğer. Uzuuun yıllar şöyle ele gelecek bir yazı da yazmadıysanız bile "Ben de yazarım ara ara." demekten alamaz kendini kişi. Çünkü an gelir hayat öyle sözler biriktirir ki ruhunuzun derinliklerinde, herhangi bir anda herhangi bir yerde, işte öyle geçiverir içinizden cümleler. Satış rekorları kıracak bir roman olmasa da hani bir köşe yazarı olsanız mesela o günkü  gazetede  ya da ayki dergide yayınlansa, çoğu okurunuzun altınız fosforlu kalemle çizerek okuyacağı bir yazı çıkar ruhunuzda demlediklerinizden. “İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur/Tutsak ustura ağzında yaşamaktan.” derdi şair. "Derdi" de ben anlamazdım. Meğer ben “derdi…
En son yayınlar

SOKAKLAR

Sokaklarım dar ama çıkmaz değil benim Kaldirimlarinda durur bekler tınısı. Her duvara birkac iz bırakır giderim Her köşe basina birkaç umut kırıntısı.
Büyürken tüm yolları öğrenmiştim oysa Seni büyütürken hepsini unuttum  Sana okuduğum masallar gibi yol boyunca  Geçtiğim yollara işaretler koydum.
Şu köşeye bir çentik attim bak Şuraya biraz kardeş kavgasi, Şuraya birkaç umut,biraz yaşamak telasi. Zaman geçse de üstünden  saklı durur anisi
Eskiden tüm sokaklarında kaybolmak isterdim Tanımadığım bilmediğim tüm şehirlerin Simdi ürkek bakışlarla seyrederim Düşününce bu sokaklarda kaybolduğunu senin.  
Bilmem kaç duvara yazıldı silindi adım Şu kısacık ömrümden kaç yaşamak çıkardım, Kimleri unuttum ben, ben kimde ne kadardım, Varlığımda gizli mucizeyi seninle anladım.
NOT: Bu şiir Antakya gezimizde(2017) Antakya'nın o tarih kokan dar sokaklarında gezip, fotoğraf çekerken doğmuştu içime...

HOŞ GELDİN 30

Hoş geldin 30... Size bu yazıyı çok ciddi bir üslupla kaleme alacağım zira bir kadın için 30 yaşında olmak ciddi bir iştir. Her sözümü daha da önemle  dinleyin zira 30 yılın birikimi ile konuşacağım artık. Zaten hiç de sevmemiştim 29’u. O ne öyle yeni yaşını kabullenememiş kadın tribi gibi. 29 derken insan kendinden bile şüphe ediyor acaba 30 um da diyemiyor muyum diye😊 Ama 30 öyle mi bak sana yepyeni bi yaş OTUZZZ.  Yazıyla yazınca daha çok geldi. O ve u nun kalın fonetik etkisi ZZZZ nin  T nin tipsizliği Z nin baskıcı tutumu . sanki biz bilmiyoruz otuz işte.(neyse küçük harfle yazınca daha sevimli göründü) . Ben Halil kızı Tuba. Bir evin 4 kızının üçüncüsüyüm. Kendimi hep Elif Şafak romanlarındaki karakterlerin ruh dünyasına benzettim kah Havva oldum, kah Asya kah Gail. Bir yudum siyah süt oldum bazen bazen Şems gibi gizemli  bazen Havva’nın annesi bazen babası oldum. Bir sevgili, bir eş, bir anne oldum; bir öğretmen, abla, kardeş, gelin kız azcık akademisyen(hak ettiğimden değil bu …

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…

Osmaniye’de neler yapılır?

Osmaniye Akdeniz ikliminin yarattığı essiz doğa güzelliği ve bitki örtüsünün yanında tarihi zenginliği ile de dikkat çeker.
Şehir turistik bir şehir değil bu nedenle turizm üzerine yatırımlar otelcilik konaklama gezi vs. pek fazla yok.
Buraya geldiğinizde şehirdeki birkaç otelden birini seçip konaklayabilirsiniz. Oteller genelde şehir merkezinde. Gezip görmek isteyeceğiz yerler için araç kullanmak gerekecektir. Osmaniye'de hava alanı yok, en yakın hava alanı Adana’da. Bu nedenle bu gezinizde şahsi arazinizi ya da bir araç kiralama tercih  etmeniz yerinde olacaktır.

Buraya gelince mutlaka yapın :
1.Kastabala Antik Kenti’ni ziyaret edin. Özellikle de tarihin eşsiz ruhunu hissetmekten keyif alana biriyseniz Romalılar döneminden kalan bu antik şehri görmek sizin için heyecan verici olacaktır.

2. Aslantaş Açık Hava Müzesi’ni ziyaret edin.Türkiye’nin ilk açık hava müzesi olan Aslantaş, Hititler’e ait eserlerle hemen yakınındaki baraj gölünün yanında yer alıyor.  Göl kıyısında bulunan özenli …

Yeni Başlayanlar İçin Kütüphaneyi Kullanma Kılavuzu

Kızım henüz iki yaşında . Bir yaşına kadar onu kitapla tanıştırmak için sabırsızlıkla bekledim.  Sütü, maması, bezi, gazı derken   birden   karşımda kitaba dokunan, bana kitap oku diyen , kitapların içini açması gerektiğini bilen , kitabı tutmayı bilen bir çocuk  durduğunu fark ediverdim. Sonra onu alıp kitapçılara gitmeye başladım. Kitapçılara gidip birlikte kitap karıştırıp hangisini alalım diye birlikte karar veriyoruz. 
       Bir gün @kütüpannenin afişini gördüm sosyal medyada. Altında bir açıklama yoktu yalnızca karışık saçlı –tıpkı benim kızım gibi- bir çocuk  ve kitaplar olan bir afiş. Üstünde  “Çocuklarımızı kütüphanelerle buluşturalım” yazıyordu.  Ne güzel bir afiş, ne güzel bir fikir diye düşündüm.     Afisten esinlenip kızımla birlikte halk kütüphanesine gitmeye karar  verdim  ve kızımı da alıp kütüphanenin yolunu tuttum. Kütüphaneye vardığımızda arabadan inerken  yanımızdan geçen insanlara “Bis tüke gee” (Biz kütüphaneye geldik diyordu sorulmuş gibi 😊 ) Çocuk kitaplığı b…

ÜÇ KADIN

Üç kadındılar. Büyüklü küçüklü üç kadın. Ağlıyordu biri. Diğerinin başı önünde. En küçük olan her şeyden habersiz burnunu karıştırıyordu. Yapma deyip eline vurdu ortanca. Gözlerindeki hüzün yaşlarıyla orantılıydı. Orantısız olan bire karşı üç olmalarına rağmen zayıf olmalarıydı. Üç kadın, bir adam(!) İçeri doğru bir kadın süzüldü önce ardından diğerleri girdi odaya. Doğrulara uymamaktan utanıyor muydu yoksa tüm doğrulara isyan mı başlatmıştı belli değildi. Yüzünde çokça anlaşılmamaktan kaynaklanan bir belirsizlik vardı. Kadının elinde telefon, pembe mor ve ışıltılı taşlarla süslenmiş. Mor bir kazak giymiş kadın, pembe bir yelek .Görünüşe bakılırsa pembe ve moru seviyor olmalıydı. Küçüğün üstünde de pembe bir mont. Pembe ne güzel bir renkti. Pembe ceketine gözünün takıldığını fark etti küçük kız  masada oturan kadının. Kadın kızgın görünüyordu. Kızmasına gerek yoktu oysa, burnunu karıştırmıyordu çünkü şimdi. Kadının bakışlarında bir telaş, biraz da öfke vardı. Hızlı hızlı ve hararetli n…