Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SOKAKLAR

Sokaklarım dar ama çıkmaz değil benim Kaldirimlarinda durur bekler tınısı. Her duvara birkac iz bırakır giderim Her köşe basina birkaç umut kırıntısı.
Büyürken tüm yolları öğrenmiştim oysa Seni büyütürken hepsini unuttum  Sana okuduğum masallar gibi yol boyunca  Geçtiğim yollara işaretler koydum.
Şu köşeye bir çentik attim bak Şuraya biraz kardeş kavgasi, Şuraya birkaç umut,biraz yaşamak telasi. Zaman geçse de üstünden  saklı durur anisi
Eskiden tüm sokaklarında kaybolmak isterdim Tanımadığım bilmediğim tüm şehirlerin Simdi ürkek bakışlarla seyrederim Düşününce bu sokaklarda kaybolduğunu senin.  
Bilmem kaç duvara yazıldı silindi adım Şu kısacık ömrümden kaç yaşamak çıkardım, Kimleri unuttum ben, ben kimde ne kadardım, Varlığımda gizli mucizeyi seninle anladım.
NOT: Bu şiir Antakya gezimizde(2017) Antakya'nın o tarih kokan dar sokaklarında gezip, fotoğraf çekerken doğmuştu içime...

HOŞ GELDİN 30

Hoş geldin 30... Size bu yazıyı çok ciddi bir üslupla kaleme alacağım zira bir kadın için 30 yaşında olmak ciddi bir iştir. Her sözümü daha da önemle  dinleyin zira 30 yılın birikimi ile konuşacağım artık. Zaten hiç de sevmemiştim 29’u. O ne öyle yeni yaşını kabullenememiş kadın tribi gibi. 29 derken insan kendinden bile şüphe ediyor acaba 30 um da diyemiyor muyum diye😊 Ama 30 öyle mi bak sana yepyeni bi yaş OTUZZZ.  Yazıyla yazınca daha çok geldi. O ve u nun kalın fonetik etkisi ZZZZ nin  T nin tipsizliği Z nin baskıcı tutumu . sanki biz bilmiyoruz otuz işte.(neyse küçük harfle yazınca daha sevimli göründü) . Ben Halil kızı Tuba. Bir evin 4 kızının üçüncüsüyüm. Kendimi hep Elif Şafak romanlarındaki karakterlerin ruh dünyasına benzettim kah Havva oldum, kah Asya kah Gail. Bir yudum siyah süt oldum bazen bazen Şems gibi gizemli  bazen Havva’nın annesi bazen babası oldum. Bir sevgili, bir eş, bir anne oldum; bir öğretmen, abla, kardeş, gelin kız azcık akademisyen(hak ettiğimden değil bu …

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…

Osmaniye’de neler yapılır?

Osmaniye Akdeniz ikliminin yarattığı essiz doğa güzelliği ve bitki örtüsünün yanında tarihi zenginliği ile de dikkat çeker.
Şehir turistik bir şehir değil bu nedenle turizm üzerine yatırımlar otelcilik konaklama gezi vs. pek fazla yok.
Buraya geldiğinizde şehirdeki birkaç otelden birini seçip konaklayabilirsiniz. Oteller genelde şehir merkezinde. Gezip görmek isteyeceğiz yerler için araç kullanmak gerekecektir. Osmaniye'de hava alanı yok, en yakın hava alanı Adana’da. Bu nedenle bu gezinizde şahsi arazinizi ya da bir araç kiralama tercih  etmeniz yerinde olacaktır.

Buraya gelince mutlaka yapın :
1.Kastabala Antik Kenti’ni ziyaret edin. Özellikle de tarihin eşsiz ruhunu hissetmekten keyif alana biriyseniz Romalılar döneminden kalan bu antik şehri görmek sizin için heyecan verici olacaktır.

2. Aslantaş Açık Hava Müzesi’ni ziyaret edin.Türkiye’nin ilk açık hava müzesi olan Aslantaş, Hititler’e ait eserlerle hemen yakınındaki baraj gölünün yanında yer alıyor.  Göl kıyısında bulunan özenli …

Yeni Başlayanlar İçin Kütüphaneyi Kullanma Kılavuzu

Kızım henüz iki yaşında . Bir yaşına kadar onu kitapla tanıştırmak için sabırsızlıkla bekledim.  Sütü, maması, bezi, gazı derken   birden   karşımda kitaba dokunan, bana kitap oku diyen , kitapların içini açması gerektiğini bilen , kitabı tutmayı bilen bir çocuk  durduğunu fark ediverdim. Sonra onu alıp kitapçılara gitmeye başladım. Kitapçılara gidip birlikte kitap karıştırıp hangisini alalım diye birlikte karar veriyoruz. 
       Bir gün @kütüpannenin afişini gördüm sosyal medyada. Altında bir açıklama yoktu yalnızca karışık saçlı –tıpkı benim kızım gibi- bir çocuk  ve kitaplar olan bir afiş. Üstünde  “Çocuklarımızı kütüphanelerle buluşturalım” yazıyordu.  Ne güzel bir afiş, ne güzel bir fikir diye düşündüm.     Afisten esinlenip kızımla birlikte halk kütüphanesine gitmeye karar  verdim  ve kızımı da alıp kütüphanenin yolunu tuttum. Kütüphaneye vardığımızda arabadan inerken  yanımızdan geçen insanlara “Bis tüke gee” (Biz kütüphaneye geldik diyordu sorulmuş gibi 😊 ) Çocuk kitaplığı b…

ÜÇ KADIN

Üç kadındılar. Büyüklü küçüklü üç kadın. Ağlıyordu biri. Diğerinin başı önünde. En küçük olan her şeyden habersiz burnunu karıştırıyordu. Yapma deyip eline vurdu ortanca. Gözlerindeki hüzün yaşlarıyla orantılıydı. Orantısız olan bire karşı üç olmalarına rağmen zayıf olmalarıydı. Üç kadın, bir adam(!) İçeri doğru bir kadın süzüldü önce ardından diğerleri girdi odaya. Doğrulara uymamaktan utanıyor muydu yoksa tüm doğrulara isyan mı başlatmıştı belli değildi. Yüzünde çokça anlaşılmamaktan kaynaklanan bir belirsizlik vardı. Kadının elinde telefon, pembe mor ve ışıltılı taşlarla süslenmiş. Mor bir kazak giymiş kadın, pembe bir yelek .Görünüşe bakılırsa pembe ve moru seviyor olmalıydı. Küçüğün üstünde de pembe bir mont. Pembe ne güzel bir renkti. Pembe ceketine gözünün takıldığını fark etti küçük kız  masada oturan kadının. Kadın kızgın görünüyordu. Kızmasına gerek yoktu oysa, burnunu karıştırmıyordu çünkü şimdi. Kadının bakışlarında bir telaş, biraz da öfke vardı. Hızlı hızlı ve hararetli n…

SAÇLARIN

Saçların… Saçların bir deli rüzgar, içimde esen dışıma taşan. Saçların bir mucize , içimdeki fırtınalarımdan sağ çıkan. Saçların bir hayal beni benden alan… Saçların..Mis kokuyorsun. Ellerin. ..Ellerin derdime derman, yaralarıma merhem. Ellerin minicik . Ellerimi ısıtıyorsun. Gözlerin… Bana ben gibi bakıyorsun. Aynada kendime bakar gibi. Güldüğünde içime, sıcacık bir sevgi, kocaman umutlar  ve dünyanın her şeye rağmen güzel olabileceğine dair inançlar doluyorsun. Burnun sanki biraz bana benziyor. Kusurlarımı sevdiriyorsun. Sesin bir melodi …Umut veriyorsun. Sen bağırarak  ağladığında  ben küçük diline, damağına ve dişlerine bakıyorum. Ne kadar da muntazam yaratılmışsın. Şükür sebebim oluveriyorsun. Kirpiklerin …Oysa bir kıl sadece ama uyurken nasıl da güzel oluyorsun. Aralandı  mı gözlerin  güneşim  olup içime doğuyorsun. Ayakların avucumda … Sıcacık. Ellerimden tutup beni ayağa kaldırıyorsun. Hiçliğime kimse, kimsesizliğime yoldaş, yoluma yolcu, yolcuma dua , duama amin oluveriyorsun.  A…

ÇİÇEK KOKUSU

Bir kadın baharı  getirir  evine. Çiçek kokar içinde kadın olan her ev. Kadın fesleğenler yetiştirir pencere önünde Bir yudum kahvene eşlik  eder kimin zaman keder
Kimi zaman bir bahar yağmuru kadar sessiz ve inceden Durulur kadın annesini özler derinden Bir dudak büküşü, elinin bir hareketinden Bakar kendine “Ne kadar da anneme benziyorum ben?”
Gülümser,  mutfağında çiçek açar zencefil, zerdeçal Biraz kemik suyu katar çorbasına ve sevgi birkaç dal Kadının vazosunda papatyalar beyaz Yatağında temiz çarşaf... Hadi uyu biraz…
Eteklerinde dolaşır uçuşur kelebekler gibi yavrusu Burnumu kaşı kızım ellerim kirli ve biraz sen yoksunu Burnumu kaşı ki ruhumu şenlendirsin  dokunuşu. Gözlerime bak içimi ısıtsın gözlerinin buğusu
Kimi zaman sus pus olur gölgeler El ayak çekilir bir derin sukuta  gömülür  heceler Bazen belki bir an tüm ışıklar söner Oysa kadın ışıl ışıl olsun ister her yer.

Uzaklarda  bir bebeğin bölünen uykusu Bir annenin feryadının gökyüzünde yok oluşu Sızlar kalbinde inceden  inceden Ah be bebek du…

KADINLAR GÜNÜ SORUNSALI

Kadınlar gününde iş yerinize gelen çiçeği yahut süpermarketlerde  %50 indirime giren domestosları kutlamaya geldiyseniz dağılın lütfen. Kutlanacak bir şey yok ortada. Şimdi okuyacaklarınız size “FEMEN” gibi sıradışı kadınsal örgütleri çağrıştırdı ise burada umduğunuz türden şeyler de yok bayım., derhal burayı terk ediniz. Kadınlar gününü neden kutlamam. Çünkü işin aslı o bir kutlama değildir. Anmadır. 1857 yılında Newyork’ta haklarını aramak için eylem yapan 120 kadının fabrikaya kilitlenip yakıldığı gündür 8 Mart.  Dünyada 1910, Türkiye’de ise 1921 yılından beri kutlanıyor(anılıyor mu demeliyim?!) Türkiye’de  siyasilerin görüşleri doğrultusunda kimi zaman bayraktarlığı yapılmış, kimi zaman kutlanması yasaklanmış. Tanrı tarafından bana takdir edilen ve seçiminde benim  zerrece hükmümün olmadığı cinsiyetim kadın olduğu için bunu kutlamalı mıyım? “Yaşasın kadın oldum, başvuran yüz kişi arasından bu şerefe ben layık bulundum (!)” mu? Hele de Türkiye’de -İslam ülkelerinin maalesef çoğunda g…

Sen Uyurken

Sen uyumadan önce
Aklımda türlü mesgalaleler sıralarım ben
Bir çay demlerim
Seni uyutana kadar.
Sen uyuyunca,
Çay keyfi yapacağım çünkü
Türlü işler sıralarım aklımda
Hani şu kaç zamandır ertelediğim.
Biraz da kitap okurum
Hani şu epeydir beklettigim.
Belki bir film seyrederim
Hani şu tekrar tekrar izledigim.

Sen uyuyunca önce odanı toplayacagim.
Az önce çay partisi yaptığımız çay setini,
Ortalığa döküp saçtığın oyuncakları,
Yerdeki bebeği
Hani şu mis kokan
Çıkardığın yeleği
Hepsini toplayacagim.

Sen uyuyunca ben
Biraz günlüğüme baksam iyi olur.
Ne vakittir kendime yazmıyorum.
Bugün Cuma annemi arasam mesela.
Elimde birkaç proje
Bir yarım tez
Biraz otuz yaş sendromu
Bir miktar zaman var.
Sen uyurken
Tüm bunları bir gözden geçirsem.

Sonra sen uyursun
Ben başında beklerim.
Uyurken ne de güzel olursun
Çayım soğuyor
Vakit geçiyor
Sen büyüyorsun
Annen yaşlanıyor.
Sen uyurken bebek
Zaman duruyor
İçimden bilsen neler geçiyor. 

Neden Montessorie?

Dünyada çocuk yetiştirme konusunda pek çok yaklaşım mevcut.  Bu yaklaşımlarda belirleyici olan faktör ise anne baba tutumları.  Bebeklik çağından çocukluk ve ergenlik dönemlerine geçişin her döneminde anne baba ve çocuk arasında farklı iletişim tarzları görülebilir. Ailelerin çocuk yetiştirme tutumları incelendiğinde temelde üç başlık altında toplanmaktadır; otoriter tutum, serbest tutum ve demokratik tutum. Özben ve Argun (2002) okul öncesi dönemdeki çocukların anne-babalarının çocuk yetiştirme tutumları ile ilgili değişkenleri inceledikleri araştırmalarında, genel olarak anne-babaların öğrenim düzeyi yükseldikçe, çocuklarına karşı daha demokratik, eşitlikçi ve paylaşımcı davrandıklarını belirtmişlerdir. Kuzgun (1973)’a göre ilgisiz ana-baba çocuğunu ihmal eder, daha da ileriye giderek çocuğunu psikolojik olarak reddeder. Çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarından habersizdir. Çocuğuna az sevgi gösteren ve davranışlarına en az kontrol uygulayan anne-babadır. Hamilelik dönemimde  çocuk gelişimi ala…

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

İnfantil Dönemde Görülen Atopik Dermatit

Atopik dermatiti’in bilimsel tanımı şöyle: Atopik dermatit veya atopik ekzema, şiddetli kaşıntılı, bulaşıcı olmayan, kronik inflamatuvar bir deri hastalığıdır. İnfantil dönemde başlar, yarısından çoğu ilk 1 yaş içinde tamamı ilk 5 yaş içinde ortaya çıkar. Hastaların yarısı 2 yaş civarında tam olarak düzelir. ( Vikipedi, Özgür Ansiklopedi )
Neva doğduğunda değilse de doğduktan iki ay kadar sonra yüzünde kızarıklıklar olmaya başladı. Bazen de pütür pütür minik sivilcemsi şeyler oluşurdu yüzünde. Her gün yaptığımız rutin bakımın haricinde pek de önemsemedim bu durumu . Benim için çocuğumun yüzünün pürüzsüz olmaması pek sorun değildi. (Halen de öyle.) Fakat ailemiz ya da yakın arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde Neva’nın yüzündeki kızarıklık vs dikkat çekmeye başladı. Bize “Çocuğu hiç doktora götürdünüz mü?” gibi sorular sorulurdu. Ben hep nasılsa götürürüm, diyerek erteleme yoluna gittim. Yakın bir arkadaşım “Coresatin diye bir krem var hassas ciltler için” diye bir krem önerdi. O…

Çocuğumu Kitapla Nasıl Tanıştırmalıyım?

Kızım büyüyüp yavaş yavaş bilinçlenmeye başladıkça tüm anneler gibi bende de çocuğuma kitap sevgisi kazandırmak için nereden başlamalıyım kaygısı oluştu. Bir de Türkçe öğretmeni annesi olunca daha da bir sorumluluk duydum bu konuda üstümde. : ) Ne yapacağım konusunda tam bir fikre sahip değilsem de ne yapmamam gerektiğini biliyordum. Aman yırtar diye kitapları elinden alıp, ondan uzaklaştırmayacaktım. Bu kararla başladık kitap seçimine. Kızımız 9 aylık iken ona okul öncesi setlerinden aldık.  Hani şu içinde çıkartmalar, şekiller olan; ana okullarında ödevler vs verilen kitaplardan. Bu setler ekonomik geldi bize. Neva yırtsa da içimiz yanmaz diye düşündük. İçindeki çıkartmalar ilgisini çekti Neva’nın. Bu dönemde benim doğum iznim de bitmiş,Neva ilk kez bakıcı ile kalmıştı. Bakıcı için de Neva için -anneden ilk ayrılık döneminde- vakit geçirmeleri açısından çok işimize yaramıştı bu kitaplar. Elbette ki bunlardan eser kalmadı. Neva hepsini yırttı, yapıştırdı, öğrendi, eğlendi ve görev…

Bebek değilim çocuk değilim, ben neyim?

Bizde bebekler çok özeldir. “Bebektir o  hatta bebedir.” “ Sudur o daha su.” Yüzüne gusülsüz bakılmaz, tenine  “nefesini vererek”  konuşulmaz. Sudur o daha su.  Kıyamayız. Kıyılmaz da zaten. Yeni doğmuş bebeden şöyle birkaç ay büyük bir bebek daha olsa aynı ortamda “aman aman” diye sakınılır ondan da bebe. Sudur o daha su… Bu bebeler büyür. Anneciği  sütüydü, mamasıydı, dördüncü ayıydı,  gazıydı derken, dişi, kakası vs bir yaşına girer bebe. Yeni yeni yürür 11-13 ay civarı. Daha erken yürümüşse “Oo annesi ilgili bak nasıl da yürüttü.” denir geç ise vay o annenin ve bebenin haline. Bebecik bir süre sonra yürür bir şekilde. Yürüyüp sağı solu kurcalamaya ve de misafirliğe gitmeye başladı mı bizde o “bebek” hemen “çocuk“ oluverir. Aman annesi büyüse de rahat etsen diyen eş dost birden senin çocuğunun ne kadar yaramaz(!) olduğundan söylenir dururlar.  Anneliğin verdiği duygusallık ile bebeğinin büyüdüğünü göremez anne -o hep sudur onun için-. Çocuk diyemezsin sana göre çocuğun o  kadar da…