Ana içeriğe atla

ÇİÇEK KOKUSU


Bir kadın baharı  getirir  evine.
Çiçek kokar içinde kadın olan her ev.
Kadın fesleğenler yetiştirir pencere önünde
Bir yudum kahvene eşlik  eder kimin zaman keder

Kimi zaman bir bahar yağmuru kadar sessiz ve inceden
Durulur kadın annesini özler derinden
Bir dudak büküşü, elinin bir hareketinden
Bakar kendine “Ne kadar da anneme benziyorum ben?”

Gülümser,  mutfağında çiçek açar zencefil, zerdeçal
Biraz kemik suyu katar çorbasına ve sevgi birkaç dal
Kadının vazosunda papatyalar beyaz
Yatağında temiz çarşaf... Hadi uyu biraz…

Eteklerinde dolaşır uçuşur kelebekler gibi yavrusu
Burnumu kaşı kızım ellerim kirli ve biraz sen yoksunu
Burnumu kaşı ki ruhumu şenlendirsin  dokunuşu.
Gözlerime bak içimi ısıtsın gözlerinin buğusu

Kimi zaman sus pus olur gölgeler
El ayak çekilir bir derin sukuta  gömülür  heceler
Bazen belki bir an tüm ışıklar söner
Oysa kadın ışıl ışıl olsun ister her yer.


Uzaklarda  bir bebeğin bölünen uykusu
Bir annenin feryadının gökyüzünde yok oluşu
Sızlar kalbinde inceden  inceden
Ah be bebek duyuyor musun
Penceremde fesleğen kokusu…


(Evini, eşini, ışığını kaybetmiş tüm annelere ve bir kelebekten bile daha kısa süren ömürlere
ve sabahı olmayan bir gecede alt üst oluvermiş tüm hayatlara…
#idlib)





>

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

Yeni Başlayanlar İçin Kütüphaneyi Kullanma Kılavuzu

Kızım henüz iki yaşında . Bir yaşına kadar onu kitapla tanıştırmak için sabırsızlıkla bekledim.  Sütü, maması, bezi, gazı derken   birden   karşımda kitaba dokunan, bana kitap oku diyen , kitapların içini açması gerektiğini bilen , kitabı tutmayı bilen bir çocuk  durduğunu fark ediverdim. Sonra onu alıp kitapçılara gitmeye başladım. Kitapçılara gidip birlikte kitap karıştırıp hangisini alalım diye birlikte karar veriyoruz. 
       Bir gün @kütüpannenin afişini gördüm sosyal medyada. Altında bir açıklama yoktu yalnızca karışık saçlı –tıpkı benim kızım gibi- bir çocuk  ve kitaplar olan bir afiş. Üstünde  “Çocuklarımızı kütüphanelerle buluşturalım” yazıyordu.  Ne güzel bir afiş, ne güzel bir fikir diye düşündüm.     Afisten esinlenip kızımla birlikte halk kütüphanesine gitmeye karar  verdim  ve kızımı da alıp kütüphanenin yolunu tuttum. Kütüphaneye vardığımızda arabadan inerken  yanımızdan geçen insanlara “Bis tüke gee” (Biz kütüphaneye geldik diyordu sorulmuş gibi 😊 ) Çocuk kitaplığı b…

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…