Ana içeriğe atla

SAÇLARIN



Saçların… Saçların bir deli rüzgar, içimde esen dışıma taşan. Saçların bir mucize , içimdeki fırtınalarımdan sağ çıkan. Saçların bir hayal beni benden alan… Saçların..Mis kokuyorsun.
Ellerin. ..Ellerin derdime derman, yaralarıma merhem. Ellerin minicik . Ellerimi ısıtıyorsun.
Gözlerin… Bana ben gibi bakıyorsun. Aynada kendime bakar gibi. Güldüğünde içime, sıcacık bir sevgi, kocaman umutlar  ve dünyanın her şeye rağmen güzel olabileceğine dair inançlar doluyorsun.
Burnun sanki biraz bana benziyor. Kusurlarımı sevdiriyorsun.
Sesin bir melodi …Umut veriyorsun. Sen bağırarak  ağladığında  ben küçük diline, damağına ve dişlerine bakıyorum. Ne kadar da muntazam yaratılmışsın. Şükür sebebim oluveriyorsun.
Kirpiklerin …Oysa bir kıl sadece ama uyurken nasıl da güzel oluyorsun. Aralandı  mı gözlerin  güneşim  olup içime doğuyorsun.
Ayakların avucumda … Sıcacık. Ellerimden tutup beni ayağa kaldırıyorsun. Hiçliğime kimse, kimsesizliğime yoldaş, yoluma yolcu, yolcuma dua , duama amin oluveriyorsun.  Amin deyip ellerimi yüzüme sürüyorum. Saçların …Saçların takılıyor gözlerime. Saçlarını neden hiç taratmıyorsun? 
Öfken bile aynı ben..
Hani o deli yanım var ya… Ah o deli yanım. Öfkende bile ben varım. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden Montessorie?

Dünyada çocuk yetiştirme konusunda pek çok yaklaşım mevcut.  Bu yaklaşımlarda belirleyici olan faktör ise anne baba tutumları.  Bebeklik çağından çocukluk ve ergenlik dönemlerine geçişin her döneminde anne baba ve çocuk arasında farklı iletişim tarzları görülebilir. Ailelerin çocuk yetiştirme tutumları incelendiğinde temelde üç başlık altında toplanmaktadır; otoriter tutum, serbest tutum ve demokratik tutum. Özben ve Argun (2002) okul öncesi dönemdeki çocukların anne-babalarının çocuk yetiştirme tutumları ile ilgili değişkenleri inceledikleri araştırmalarında, genel olarak anne-babaların öğrenim düzeyi yükseldikçe, çocuklarına karşı daha demokratik, eşitlikçi ve paylaşımcı davrandıklarını belirtmişlerdir. Kuzgun (1973)’a göre ilgisiz ana-baba çocuğunu ihmal eder, daha da ileriye giderek çocuğunu psikolojik olarak reddeder. Çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarından habersizdir. Çocuğuna az sevgi gösteren ve davranışlarına en az kontrol uygulayan anne-babadır. Hamilelik dönemimde  çocuk gelişimi ala…

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

KADINLAR GÜNÜ SORUNSALI

Kadınlar gününde iş yerinize gelen çiçeği yahut süpermarketlerde  %50 indirime giren domestosları kutlamaya geldiyseniz dağılın lütfen. Kutlanacak bir şey yok ortada. Şimdi okuyacaklarınız size “FEMEN” gibi sıradışı kadınsal örgütleri çağrıştırdı ise burada umduğunuz türden şeyler de yok bayım., derhal burayı terk ediniz. Kadınlar gününü neden kutlamam. Çünkü işin aslı o bir kutlama değildir. Anmadır. 1857 yılında Newyork’ta haklarını aramak için eylem yapan 120 kadının fabrikaya kilitlenip yakıldığı gündür 8 Mart.  Dünyada 1910, Türkiye’de ise 1921 yılından beri kutlanıyor(anılıyor mu demeliyim?!) Türkiye’de  siyasilerin görüşleri doğrultusunda kimi zaman bayraktarlığı yapılmış, kimi zaman kutlanması yasaklanmış. Tanrı tarafından bana takdir edilen ve seçiminde benim  zerrece hükmümün olmadığı cinsiyetim kadın olduğu için bunu kutlamalı mıyım? “Yaşasın kadın oldum, başvuran yüz kişi arasından bu şerefe ben layık bulundum (!)” mu? Hele de Türkiye’de -İslam ülkelerinin maalesef çoğunda g…