Ana içeriğe atla

ÜÇ KADIN


Üç kadındılar. Büyüklü küçüklü üç kadın. Ağlıyordu biri. Diğerinin başı önünde. En küçük olan her şeyden habersiz burnunu karıştırıyordu. Yapma deyip eline vurdu ortanca. Gözlerindeki hüzün yaşlarıyla orantılıydı. Orantısız olan bire karşı üç olmalarına rağmen zayıf olmalarıydı. Üç kadın, bir adam(!)
İçeri doğru bir kadın süzüldü önce ardından diğerleri girdi odaya. Doğrulara uymamaktan utanıyor muydu yoksa tüm doğrulara isyan mı başlatmıştı belli değildi. Yüzünde çokça anlaşılmamaktan kaynaklanan bir belirsizlik vardı. Kadının elinde telefon, pembe mor ve ışıltılı taşlarla süslenmiş. Mor bir kazak giymiş kadın, pembe bir yelek .Görünüşe bakılırsa pembe ve moru seviyor olmalıydı. Küçüğün üstünde de pembe bir mont. Pembe ne güzel bir renkti. Pembe ceketine gözünün takıldığını fark etti küçük kız  masada oturan kadının. Kadın kızgın görünüyordu. Kızmasına gerek yoktu oysa, burnunu karıştırmıyordu çünkü şimdi. Kadının bakışlarında bir telaş, biraz da öfke vardı. Hızlı hızlı ve hararetli ne konuşuyorlardı?  Babası mı annesine bıçakla saldırmıştı ablası mı arkadaşına anlamamıştı. Bir bıçak vardı ortada  .Anladığı tek şey bıçağın pembe olduğuydu. Cumartesi pazarından almıştı annesi. Misafirlere meyve verirken kullanacaktı pembe bıçağı. Ablasının elinde gördüğü bıçak da aynı bıçak mıydı babası uyurken yanına vardığında o gece? Neler oluyordu anlamıyordu. Yaşı, eğitim seviyesi, kültürü, işi, yaşam tarzı farklı dört kadın…Neyi halletmeye çalışıyorlardı?

Söz bitti sonunda. Masasında oturan ve bir şeyler yazan kadın sonunda annesine bir şeyler imzalattı. Büyük kız da imzaladı onun yazdığı kağıdı. Küçük,  kağıda bakıyordu. Girdikleri gibi usulca süzüldüler kapıdan. Masasında oturan kadının aklında bir cümle asılı kalmıştı. “Bazen babasına öyle benzetiyorum ki ben kendi çocuğumu sevemiyorum…” demişti anne. “ Ben sevilmek istiyorum. ”diyordu büyük kız. Küçük ise hepsini çok sevmişti. Masasında oturan kadını, annesini, ablasını ve babasını da…  Onun gözlerinde diğerleri kadar hüzün yoktu. Gözleri ferini kaybetmemişti henüz. Oysa nasıl da hüzünlü idi gözleri “Bana yardım edin ” derken annesinin. Sustu masasında oturan kadın. Derin bir iç çekti sonra. “Hadi” dedi  “Evlerimize gidelim.” Evlerine gitti 3 kadın. Diğeri arabasına gidip evin yolunu tuttu.  Durdu birden. Sağa çekip telefonu eline aldı. Listede aradığı ismi bulması zor olmadı. "Annem".

#mutluailelermutlucocuklaryetiştirirler

Yorumlar

  1. Okurken içim burkuldu...maalesef toplum olarak utusz çocuklar yetiştiriyoruz. buna en yakın şahit elbette ki öğretmenler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

Yeni Başlayanlar İçin Kütüphaneyi Kullanma Kılavuzu

Kızım henüz iki yaşında . Bir yaşına kadar onu kitapla tanıştırmak için sabırsızlıkla bekledim.  Sütü, maması, bezi, gazı derken   birden   karşımda kitaba dokunan, bana kitap oku diyen , kitapların içini açması gerektiğini bilen , kitabı tutmayı bilen bir çocuk  durduğunu fark ediverdim. Sonra onu alıp kitapçılara gitmeye başladım. Kitapçılara gidip birlikte kitap karıştırıp hangisini alalım diye birlikte karar veriyoruz. 
       Bir gün @kütüpannenin afişini gördüm sosyal medyada. Altında bir açıklama yoktu yalnızca karışık saçlı –tıpkı benim kızım gibi- bir çocuk  ve kitaplar olan bir afiş. Üstünde  “Çocuklarımızı kütüphanelerle buluşturalım” yazıyordu.  Ne güzel bir afiş, ne güzel bir fikir diye düşündüm.     Afisten esinlenip kızımla birlikte halk kütüphanesine gitmeye karar  verdim  ve kızımı da alıp kütüphanenin yolunu tuttum. Kütüphaneye vardığımızda arabadan inerken  yanımızdan geçen insanlara “Bis tüke gee” (Biz kütüphaneye geldik diyordu sorulmuş gibi 😊 ) Çocuk kitaplığı b…

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…