Ana içeriğe atla

Yeni Başlayanlar İçin Kütüphaneyi Kullanma Kılavuzu


   


Kızım henüz iki yaşında . Bir yaşına kadar onu kitapla tanıştırmak için sabırsızlıkla bekledim.  Sütü, maması, bezi, gazı derken   birden   karşımda kitaba dokunan, bana kitap oku diyen , kitapların içini açması gerektiğini bilen , kitabı tutmayı bilen bir çocuk  durduğunu fark ediverdim. Sonra onu alıp kitapçılara gitmeye başladım. Kitapçılara gidip birlikte kitap karıştırıp hangisini alalım diye birlikte karar veriyoruz. 
       Bir gün @kütüpannenin afişini gördüm sosyal medyada. Altında bir açıklama yoktu yalnızca karışık saçlı –tıpkı benim kızım gibi- bir çocuk  ve kitaplar olan bir afiş. Üstünde  “Çocuklarımızı kütüphanelerle buluşturalım” yazıyordu.  Ne güzel bir afiş, ne güzel bir fikir diye düşündüm.
    Afisten esinlenip kızımla birlikte halk kütüphanesine gitmeye karar  verdim  ve kızımı da alıp kütüphanenin yolunu tuttum. Kütüphaneye vardığımızda arabadan inerken  yanımızdan geçen insanlara “Bis tüke gee” (Biz kütüphaneye geldik diyordu sorulmuş gibi 😊 ) Çocuk kitaplığı bölümü üst katta ayrı bir bölümdü. Yukarıya çıkarken tedirgindim “İnşallah çok kalabalık değildir .” diyordum.  Çünkü Neva henüz kütüphane kurallarını bilmiyordu. İçeriye girmeden  genç kütüphane müdürü  ile karşılaştık. Müdüre  Hanım Neva’nın gelişinden çok memnun olmuştu.
   Neva kütüphaneye girer girmez içerideki sessizliği fark edip  sessizce etrafa gülümsemeye başlıyor  ve  öğreniyordu  “Kural 1: Kütüphenede yüksek sesle konuşulmaz.” İçeride yirmiden den fazla ortaokul öğrencisi oturmuşlar kitap okuyorlardı. Biribirinden tatlı iki bayan kütüphaneci gülümseyerek karşıladı bizi. Bebek kitapları bölümünü sorduk ve Neva’ ya bu bölümden istediği kitabı seçebilieceğini söyledim. Neva hemen koştu. Kitapları tek tek incelemeye başladı. Kiminin sadece kapağına dokunuyor kiminin içini açıp bakıyordu. “Kural 2: Kütüphanede özgürce kitap seçme hürriyetine sahipsiniz.”
       Çocuk kitapları bölümü oldukça zengindi , bebek kitaplığı bölümü de yeterli sayıda kitaba sahipti. Üstelik bizim kitapçıda gördüğümüz pek çok güncel çocuk kitabı bile vardı. Tek bir farkla , üzerinde başka çocukların gülüşleri, parmak izleri ve  yaşanmışlıkları duruyordu. Neva seçtiği kitabı alıp kendi boyuna göre hazırlanmış masa ve “Anne bu bana gööö mü( göre mi) ?” dediği civciv motifli bir sandalyeye yerleşti ve kitabını  okumaya başladı. “Kural 3: Kütüphane , içinde kitaplar bulunan ve kitap okunan bir yerdir.”  Bu sırada biz kütüphane görevlileri ile sohbet ediyorduk.  Ben “Neva kitapların yerlerini karıştırdı sanırım “ dediğimde bayan şöyle cevap verdi:
-Burada kitaplar ne kadar çok karışırsa biz o kadar mutlu oluruz, ne kadar karışıklık o kadar çocuk demek.   Bu sözlere hayran  oldum. Bana bir de çay söylediler ki değmeyin keyfime. Sonra Neva ile kitap okuduk biraz. “Aaaa bu anne arı, bu bebek arı, onlar birbirlerine canım yapmışlar (sarılmışlar), ama bu hiç uuuu-ma-ma-ma-mı-mı (uyumamış mı) ? diye kitabını okurkenki halleri hepimizi  güldürdü.
   Kitabımızı alıp görevlinin masasına gittik. “Kural 4: Kütüpheneler üyelik sistemi ile çalışırlar.”  Görevli benden kimlik istediğinde şaşkınlıkla kendi kimliğimi diye sordum. “Hayır, çocuğunkini” dedi görevli ve ekledi. Kural 5: “Her Türk çocuğu doğduğu andan itibaren kütüphaneler üzerinde hak sahibi olur.” Neva’nın kimliğini uzatırken nasıl da gururluydum   iki yaşında kütüphaneye kayıt olan bir kızım var diye 😊 Kaydımız tamamlandı ve kitaplarımızı aldık. Kural 6: Kütüphaneden seçtiğiniz kitabı ödünç alarak evinize götürüp evde de okuyabilirsiniz.”
  Altın vuruşu kapıdaki güvenlik görevlisi yaptı. Neva’nın en sevdiği meyve olan çilek ikram etti bize. (Şeker, çikolata vs. değil çilek  ikram etmesi de ince bir düşünce.) Sadece bu bile Neva’ nın tekrar kütüphaneye gitmek istemesine sebeptir 😊 Oradan ayrılırken ikimizin de yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Mutlu mutlu bindik arabamıza ve evin yolunu tuttuk.
      Neva arabada çileğini yerken iyi ki diyordum ben de kendime. İyi ki boş günümde kızımı AVM’ye değil de kütüphaneye getirdim. Hem daha çok eğlendik hem de ikimiz için de unutulmaz bir gün geçirdik. Üstelik ücretsiz 😊Haydi anneler siz de tutun yavrularınızın elinden ve kütüphaneye gidin. Onlar kütüphane kurallarını öğrenirken  bizler de şunu öğreniyoruz.  Kural 7: Çocuklar nerde nasıl davranacaklarını bizlerden daha iyi biliyorlar yeter ki onları  uygun ortamlarla tanıştırmakta gecikmeyelim.”



Yorumlar

  1. haticenur erbağ21 Nisan 2017 03:11

    maşallah size ve kızınıza. biz de hep gitmek istiyoruz ama maalesef bizim ilçemizde çocuk kütüphanesi yok. yazınızı okuyunca bir kez daha esef duydum.

    YanıtlaSil
  2. Kamile Başlı21 Nisan 2017 03:29

    Kural 7: Çocuklar nerde nasıl davranacaklarını bizlerden daha iyi biliyorlar yeter ki onları uygun ortamlarla tanıştırmakta gecikmeyelim.” ALTINI ÇİZMEK LAZIM HOCAM

    YanıtlaSil
  3. sıla dağdelenli28 Nisan 2017 07:09

    tatlış neva yerim seni

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…